7 Ekim 2011 Cuma

Deneme | Sepetin Dibi

     Biraz dağınık oldu galiba, buyurun yazının şarkısı Jenny Owen Youngs - Fuck Was I
İnsanların hayatınıza giriş ya da geri dönüş zamanlarına etki edemiyor olmamız pek zor. Ben bunu Çıkmaz Sokak’ta da anlatmıştım.
“…Akşam yemeğinde tabakta son lokma için en güzel yemeği ayırmak gibi bir şey bu. En sona en önemli insanı bırakmak. Nasıl masadan kalkınca en güzel yemeğin tadı kalıyorsa damağında, sahneden inince de hayatıma en önemli insanın sinmesi lazımdı.”

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Panik

Yazının şarkısı yeni keşfettiğim bir şarkı:
Ingrid Michealson - Keep Breathing

Panik… Panik hayatımızı dört duvar arasında geçirdiğimiz, duvalar ördüğümüz, sınırlar çizdiğimizi anladığımız anda başlıyor. Paniğe kapılıyoruz. Sanki bir eşik var ve kendi kendimize bir tartışma bile yapmadan, bir karar vermeden, iç güdüsel olarak onları ordan dışarıda tutuyoruz.

7 Ağustos 2011 Pazar

Oradan Buradan...

Adet edindiğim üzere yazının şarkısı... James Blunt - Same Mistake
"Give me reason, but don't give me choice..."

Biraz başa sarsam
Ya da yeni baştan yaşasam...
Hata ya da değil
Yine yeniden yapsam...

Doğru ya da değil, neden bugün bilmiyorum, hiçbir şeyin başlangıcı da değil, yazmaya değer mi hiçbir fikrim yok. Tek bildiğim nefes almadan yazmak istediğim ya da sayfalarca yazabilecek kadar anımın olması. Defterler dolduracak kadar gülümsemiş, iz bırakmış olmak.. Ama biliyorum ki, yazdıkça ağırlaşır sayfalar; büyür ve genişlerler. İşte o zaman kimin okuduğu da değerlenir, saklanamaz ki çünkü. Nereye sığdırılır, nasıl saklanır, nasıl yok edilir? Yazdıkça değerlenir bazı şeyler, işte o yüzden korkanlar hiçbir zaman yazamazlar. Cesareti olanlar da taşımaya korktuklarını hiç dökmezler kağıda. Herkes bilir bunu, yazdıkça tek bir seçenek kalır; her şeyi hatırlamak ve taşımak.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Kadınlara Masallar...

Yazının şarkısı Dido'dan The Day Before The Day
"Çünkü prenses bilir ki prensten daha iyisi yoktur masalda ve prens de bilir ki en harika eş onundur bu kitapta."
***
Yazmam için bana fikir veren şeyi söylediğimde bana istediğiniz tarafınızla gülebilirsiniz. 

27 Haziran 2011 Pazartesi

Vedalar

Yine bir şeyler yarattım, sanki orta yaşların sonlarına doğru bir yanımız böyle olacak gibi… Yazının şarkısı, veda şarkısı ... Janis Joplin - Leaving on a Jet Plane
***
Sanki unutulmuş, tamamen unutulmuş bir kasabanın toz toprak içindeki patika yollarından gazı köklemiş bir otomobil geçmişti. Her taraf toza dumana bulanmış, göz gözü görmez olmuştu. Tüm o nefretin, tüm o kızgınlığın üstünü örtmüştü tozlar… Tavan arasında üstü birkaç parmak toz olan eşyalar gibi… Anıların üstü yaz gelene kadar gidilmeyecek yazlık evdeki koltuklar gibi eski püskü örtülerle örtülmüştü. Yazın gelmesi için üç mevsimden fazlasının geçmesinin gerektiğini biliyordum aslında.

22 Mayıs 2011 Pazar

Araf


İlham geldi Kal Demiştim, Dinlemedin 'e devam ettim. O kadının iç sesini yazmayı sevdim galiba...

Yazının Şarkısı: Partishead - Roads

Düzenek tetiklenir, taş yuvarlanır, oluklardan geçer, taş yuvarlanır, merdivenlerden düşer, şövalyenin topuzu düşer, taş yuvarlanır, su dökülür, çarklar döner, adam ölür… Senelerce… Senelerce… Tüm bu dinamiklerin içinde öğrenmek istediğim binlerce küçük küçük şey vardı, hepsini unuttum… Nelerle bağlantılı olduklarını bile hatırlayamıyorum. Sadece bazen üzülüyorum, eğer kaçırdığım, yaşamayı unuttuğum bir şey varsa o taşın yuvarlanırken ezip geçtiği ve hafızam onun tek bir kare de olsa fotoğrafını çekmişse dağınık çekmecelerin içinde bulmaya çalışıyorum. Kimdi, neydi, adresi, evi… Yer yön duygum berbattır, küçükken çocukluğuma kaldırım taşlarını sayarak giderdim… Kaldırım taşlarının hepsi kırıp değiştirdiklerinde ben her şeyi çoktan kaybetmiştim.

11 Nisan 2011 Pazartesi

Kal Demiştim, Dinlemedin

Eskisi kadar sabırlı değilim sanırım, yeni bir romana başlamıştım; ama yazamıyorum. Belki de zamanım yok.... Bu yazının yarısı o romandan yarısını da biraz önce yazdım, kocasını öldürmüş bir kadının aklında dönüp dolaşan düşünceler...
E tabii şarkısız yazı mı olurmuş; Nouvelle Vague - The Killing Moon

- Baylar, bayanlar… Şimdi aranızdan seçeceğim bir gönüllüyü bu kutunun içine koyup yok edeceğim. Bu tehlikeli ve bir o kadar da ustalık isteyen sihirbazlık numarası için kimler gönüllü olmak ister!
Yok olmaya gönüllü olmamı istiyorsun, sırf vicdanını rahatlatmak bir zorba olmamak için soruyorsun… Ve doğruca gözlerimin içine bakıyorsun, gönüllü olmam için. Bilmediğin, anlamadığın çok şey var…
Kal demiştim, söylemiştim… Olabilecekler gün gibi ortadaydı benim için, hissedebiliyordum. Biz kurbağa ve akrep gibiyiz seninle sevgilim… Seni gölün karşısına geçirmem için yalvardığında zehrini akıtırsın bana diye korkmuştum. Sen “Olur mu hiç öyle şey, canını yakar mıyım?” demiştin. Ve gölün tam ortasında zehirli iğnenin derimden içeri sokup beni öldürdün. “Benim doğam bu.” dedin… Hırsın yaşamının bile önüne geçti. Sana kal demiştim… Gölün kıyısında kal, orada da yaşayabilirdik…

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails