tumblr etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tumblr etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2012 Perşembe

Tumblr'dan Derleme, Tadımlık Biraz IV

Ne zamandır Tumblr derlemeleri yapmıyordum, burası benim için dijital dünyada yazdıklarımın bir nevi arşivi olduğundan bu derlemeleri seviyorum...


Her neyse derlemenin şarkısı Tennis'den High Road


***
Bazen yazarken beni sadece kendi ülkemden insanların anlaması garip geliyor. Bir fotoğrafa baktığımızda nerede yaşıyor olursak olalım bir şeyler anlayabiliyoruz, aynı gözlerle bakıyoruz. Görmek evrensel. Lakin konuşmak ya da okumak değil. Aynı şeyleri görüyoruz, belki tamamen aynı şeyleri hissediyoruz; ancak birbirimizin anlayamayacağı şekilde ifade ediyoruz. Bu zaman zaman renkli görünse de saçma gelmiyor değil. 


***

4 Ocak 2012 Çarşamba

Tumblr'dan Derleme, Tadımlık Biraz - III


Ne zamandır yazamıyorum, saçma bir yoğunluğun içindeyim çünkü. Aslında beynim hayli yorulduğundan olsa gerek fazla derin düşünmeye halim kalmıyor...

Tumblr yazılarımdan bir derleme yaptım yine. Galiba bir şey olur, kaybolurlar diye aklımca yedekliyorum onları...

2 Nisan 2011 Cumartesi

İlham Hangi Cehennemin Dibindesin?

Bu aralar hep eskilerden bir şeyler koyuyorum, daha önce anlatmış mıydım bu hikayeyi bilmiyorum da tumblr'a yazmış olabilirim...

Günün birinde çoook eskilerde mutluyken de yazabilirdim ben, ohooo yazdığım en güzel şeylerdi belki... Belki de şu an hiçbiri durmadığından uydurmak kolay geliyor. Allah bilir, şimdi görsem kendi salaklığıma küfrederim. Hep şuna inanırım, yazdıklarım beni mutlu etse de, bana acı verse de, hatta içimden çıkarken etimi koparır gibi acı verse de benden koptuklarında organikleşir ve yaşamaya başlarlar... Onlara mekanik şeylermiş gibi muamele edemem... edemezmişim yani...

Bunu anlamam, bir şeylere her sinirlendiğimde yazdıklarımın çöp sepetini boylamasından bir süre sonra oldu... Sonra mutluyken adam gibi yazamaz oldum... O yüzden Çıkmaz Sokak Mayıs '09 'dan Ağustos '10 'a kadar sürdü.

Kendi yazdıklarım çöpü boylamaktan sıkılmış olmalılar, o yüzden mutluyken gözükmüyorlar ortalarda. Canları sağolsun, onlara söz geçire(bile)cek değilim, nasıl olsa... Yazdıklarım beni lanetlemiş olmalı, çok derin bir psikoz yaşamazsam çağıramıyorum demek ki onları... Rutinin bozulmuş olması, bir şeylerin derimi tatlı tatlı kaşıması gerekiyor demek ki ... Belki...

10 Kasım 2010 Çarşamba

Tumblr'dan Derleme, Tadımlık Biraz - II

http://fizy.com/#s/1dllik



***

zihnimde bir dörtlükle, bir sahneyle ya da bir replikle uyanırım bazen. kimi zaman uyumuş olmam da gerekmez, insanlarla konuşurken, televizyon izlerken, internette takılırken gelir düşer zihnime bir süre önce hayatımdan çıkıvermiş yine de çok sevdiğim insanların replikleri, sahneleri…

böylece oyun başlar, aynı sahneleri yaratmak için ve aynı cümleleri kullanabilmek için. bir çeşit yad etmek olur böylece. bazen zordur, bazen kolay… ama aynı cümleyi ben de onlar gibi kullanabilirsem kazanmış olurum. bir anımı daha kazanmış, zihnime koymuş olurum.

yaşayarak öğrenirsem unutmam çünkü, sevdiğim insanların kimsenin farkında olmadığı sözlerini böylece unutmamış olurum.

hep benimle kalırlar…


***

Bazen saçma sapan bir hata yaparız. Yanlış insanı seçeriz.

Mesela sarhoş olmamıza rağmen söyleyememişizdir içimizdekileri, sonra her şey deli gibi ters gitmiştir ve tüm domino taşları yıkılmıştır. İçimiz buruk kalır, nefes alamayız, mektuplar yazarız da yazarız. Ben tam on tane yazmıştım mesela, küçüklüğümden beri mektuplarla dolu bir defterin ya da günlüğün her şeyi çözeceğine inanırım çünkü. Esas oğlan, esas kızın yazdıklarını bulur ve da daaaam mutlu son… falan olmaz tabi. Neyse yazdığım mektuplar içimde patladı tabi, başka bir şekilde mutlu olduğumu sandığım bir an yırtmıştım hepsini, ilginçtir on tane olduklarını da o zaman anladım.

Ne kadar mektup yazdığımı anlamam için yırtmam gerekiyormuş meğerse onları…

Bir gün, ki hala kaç mektup olduğunu unutmamışken, bir şey olur ve farkederiz ki, seçmediğimiz yol, kıl payı kurtulduğumuz hatadır. Daha büyüktür, balçıkla dolu bir çukurdur.

En azından birinden çırpınarak çıkmışızdır, çünkü öylesine kesindir ki diğerinin çırpındıkça bizi içine çekeceği, nefes aldırmayacağı.

Oysa aklımızın ucundan bile geçmezdi değil mi, o taraf dünyanın en güvenli yeriydi… değildi… hiç de güvenli değildi, dünyanın en boktan yeriydi.

***

Hani gerçekleşmeyen şeyler için derler ya “olmaması gerekiyordu.” diye… Bazen diyorum ki ya öyle değilse, aslında olması gerekiyorsa… Ya evrende milyonlarca ayrıntının bir bütünü olarak milyarda bir rastlanan bir hata oluştuysa ve karşılaşamadıysak mesela, o lafı söyleyemediysem ben, x kişisi yapması gerekeni yapmadıysa, y kişisi yanlış yola saptıysa… ya yanlış yere yıldırım düşdüyse ve dağılan dikkatler sonucu unutulduysak, kaderimizin yönü yanlışlıkla değiştiyse, ne olacak peki? Hangisi aslında yaşamamız gereken oldu şimdi?

Başınıza gelen bir sürü aksiliği düşünsenize, çok mu imkansız?

Ya kim vurduya gittiysek?

Tumblr'dan Derleme, Tadımlık Biraz - I

http://fizy.com/#s/1lscge


Bazen dışarıda yağmur
yağıyormuş gibi geliyor, hiçbir şakırtı sesi duymadan hem de. Sanki yıkayıp geçiyor sokakları birilerinin gözyaşları, niye ağlıyor bilmiyorum da; ürpertiyor tenimi. Hafiften üşüyorum hem de yani o kadar yakın… Elim ayağıma dolanıyor teselli vereceğim diye, sonra hatırlıyorum: Bu dünyada kimse kimsenin problemini çözemez ya da teselli edemez. Belki beş dakika, o da en fazla. O beni yine ürpertmeye devam ediyor...

***
insanın en değerli duyusu dokunmak bence, bazı şeylerin dokunmadan; hissedilmeden çözülemeyeceğine inanıyorum. kelimeler yanlış anlaşılabiliyor bazen, oysa birine hele de bir kadına dokunduğunuzda anlar o, hisseder.

***

"Yoksa sizinle oyun mu oynuyorum?’ Sinirler gerildi öyle değil mi? Küstahlığın sınırlarını zorluyorum. Daha da zorlayacağım; çünkü cevabım “evet.” Sizinle oyun oynuyorum. Hayat benim oyun bahçem, hepimiz oynuyoruz.
Yeterince zeki olmalısınız. Tamam yenilgilyi ufaktan kabul edin; ama yine de zeki davranın. Size saygımın devam etmesi önemlidir çünkü.
Ama bak _ bu kadar konuştuk samimileşiyorum artık biraz_ yine söylüyorum.
Ağlayacaksan oynamayalım.”
Bir romanda ya da hikayede hatta şiirde, önce bir fotoğraf karesinin sonra da herhangi bir karakterin aklından o anlık geçen bir şeylerin ardından giderim.
***

bazen diyorum ki hafızamdaki bütün küçük ayrıntıları kaybetsem nasıl olur hayat. Mesela bir şarkıyı duyduğum yeri, o yerin hatırlattığı kişiyi ya da kişiler, hatta olayları kaldırıp atsam. Beynimde bir şeyler görünce ya da duyunca zincirleme reaksiyonlar başlamasa, hani olur ya çizgi filmlerde çarklar döner; su dökülür. işte su hiç dökülmese

***

Dün gece bi rüya gördüm, hala etkisindeyim: hızla bir yerlere yetişmeye çalışırken eskilerden bir arkadaşımı görüyorum uzaktan, yüzünde şişlikler var gibi geliyor. Duruyorum ve ona yaklaşıyorum, gerçekten de dudağının patlamış olduğunu görüyorum. Ağlıyor bir yandan, çok telaşlı. “Ne oldu sana?” diyorum, cevap veremiyor telaşından. Ellerinden tutuyorum, gel biraz oturalım, sakinleş diyorum.
Yine bir şey demiyor, sadece bana sarılıp ağlıyor…
***


bak ne oluyor bazen biliyor musun? nefes almam zorlaşıyor, omuzlarımı da dik tutamıyorum. sanki gözümün önüne bir perde iniyor, geri çekiliyorum; izleyici oluyorum kendi hayatımda, bana ait hissetmiyorum…
ardından bir zamanlar olumlu gördüğüm her özelliğin kayboluyor, yanıyor… geriye kötü şeyler kalıyor, bir zamanlar göremeyeceğim kadar küçük her şey bin kat büyümüş şekilde sırtıma batıyor. omuzlarımı dik tutamıyorum.
gözlerim kapanmaya başlıyor ama zaten her şey puslu, nasıl desem seyirci gibiyim galiba. müdahale edebilecek yetkim yok gibi, elim kolum bağlı derler ya öyle falan da değil. serbestim ama yine de kaldıramıyorum kolumu.
kaburgamın altında bir ağrı var, acı da diyebilirim hatta. küçük bir çocuk gibi değil mi? ağrıyla acıyı ayıramıyorum, kaburgamın altında sadece.
tüm olumlu özelliklerin, olumsuza dönüşüyor ve ben sırf bu yüzden 100 - 150 sayfa kadar ileri gidip başka bir hikayeye gidiyorum.

***
zihnimde bir dörtlükle, bir sahneyle ya da bir replikle uyanırım bazen. kimi zaman uyumuş olmam da gerekmez, insanlarla konuşurken, televizyon izlerken, internette takılırken gelir düşer zihnime bir süre önce hayatımdan çıkıvermiş yine de çok sevdiğim insanların replikleri, sahneleri…
böylece oyun başlar, aynı sahneleri yaratmak için ve aynı cümleleri kullanabilmek için. bir çeşit yad etmek olur böylece. bazen zordur, bazen kolay… ama aynı cümleyi ben de onlar gibi kullanabilirsem kazanmış olurum. bir anımı daha kazanmış, zihnime koymuş olurum.
yaşayarak öğrenirsem unutmam çünkü, sevdiğim insanların kimsenin farkında olmadığı sözlerini böylece unutmamış olurum.
hep benimle kalırlar…

***


Bazen saçma sapan bir hata yaparız. Yanlış insanı seçeriz.
Mesela sarhoş olmamıza rağmen söyleyememişizdir içimizdekileri, sonra her şey deli gibi ters gitmiştir ve tüm domino taşları yıkılmıştır. İçimiz buruk kalır, nefes alamayız, mektuplar yazarız da yazarız. Ben tam on tane yazmıştım mesela, küçüklüğümden beri mektuplarla dolu bir defterin ya da günlüğün her şeyi çözeceğine inanırım çünkü. Esas oğlan, esas kızın yazdıklarını bulur ve da daaaam mutlu son… falan olmaz tabi. Neyse yazdığım mektuplar içimde patladı tabi, başka bir şekilde mutlu olduğumu sandığım bir an yırtmıştım hepsini, ilginçtir on tane olduklarını da o zaman anladım.
Ne kadar mektup yazdığımı anlamam için yırtmam gerekiyormuş meğerse onları…
Bir gün, ki hala kaç mektup olduğunu unutmamışken, bir şey olur ve farkederiz ki, seçmediğimiz yol, kıl payı kurtulduğumuz hatadır. Daha büyüktür, balçıkla dolu bir çukurdur.
En azından birinden çırpınarak çıkmışızdır, çünkü öylesine kesindir ki diğerinin çırpındıkça bizi içine çekeceği, nefes aldırmayacağı.
Oysa aklımızın ucundan bile geçmezdi değil mi, o taraf dünyanın en güvenli yeriydi… değildi… hiç de güvenli değildi, dünyanın en boktan yeriydi.
***
Hani gerçekleşmeyen şeyler için derler ya “olmaması gerekiyordu.” diye… Bazen diyorum ki ya öyle değilse, aslında olması gerekiyorsa… Ya evrende milyonlarca ayrıntının bir bütünü olarak milyarda bir rastlanan bir hata oluştuysa ve karşılaşamadıysak mesela, o lafı söyleyemediysem ben, x kişisi yapması gerekeni yapmadıysa, y kişisi yanlış yola saptıysa… ya yanlış yere yıldırım düşdüyse ve dağılan dikkatler sonucu unutulduysak, kaderimizin yönü yanlışlıkla değiştiyse, ne olacak peki? Hangisi aslında yaşamamız gereken oldu şimdi?
Başınıza gelen bir sürü aksiliği düşünsenize, çok mu imkansız?
Ya kim vurduya gittiysek?

1 Ekim 2010 Cuma

Merak Edenlere...



Romanı bitirdim, blog'a uzun süre yazmadım.

Doğrusu yeni romana başladım, tabi öncesinde Çıkmaz Sokak'ın etkisinde kalmamak için ara vermem de gerekti. Yeni romanla ilgili bir şey anlatmayacağım; çünkü bu sefer oldukça farklı şeyler deniyorum.

Sadece kardeşime anlattım, yeni okuyacak olanları ve sonunda ortaya çıkacakları bilmeyenleri kıskandı, tüm heyecanı kaçtı dedi ve üzüldü çünkü.

Nerdeyim diye merak edenlere tumblr 'ımda basit, ufak şeyler paylaşıyorum.

Yine de hazır başlamışken;

Kafatasınızda bir katil yaşadı mı hiç
Beyni yorar;
İnce planlar...
İnce planlar...
Maktülünün her nefesini izleyen
Tüm takıntılarını ezberleyen
Obsesif bir katil
Çıplak gezen kendi beyninde...

Bir sigara yakıp yaktı mı beyin hücrelerinizi
Teker teker yok eder
Zavallı cinayet planları
Maktülün her nefesi
Mutlu günlerinin her saniyesi

En mutlu anınızı kollayan bir katil
Dört duvar
İnce planlar...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails