Cenaze arabasını görebiliyordum ve sokağın ortasında bir sürü insanı, başı kapalı, gözleri kıpkırmızı olmuş ve şişmiş kadınları… ağlamamak için kendini tutan “beton gibi dur.” Diye kendilerine telkin veren erkekleri, bunlar onun için rutin olduğu için soğukkanlılıkla dua eden ve teselli veren imamı… Hepsini sokağın başından çok net görebiliyordum. Trafiğin işlemediği de belliydi, kaldırımda da yolda da boş yer yoktu. Hepsinin farkındaydım… Sadece görmek istedim, uzaktan gözlemlemek, ne aralarında karışmak ne de acılarını anlamak… Ben zaten biliyordum birini kaybetmenin hissini, cenaze arabasının arkasında duran tabutun her ayrıntısını daha önce incelemeye vaktim olmuştu, dua bile edememiş dağılmıştım. Zaten biliyordum, kalabalığın içinde yer almanın ne demek olduğunu…
Ardından arkamı döndüm, olduğu gibi geri döndüm… Alt sokağa geçebilmek için ara yola kadar bile gelememiştim çünkü… Belki de gelmiştim emin değilim, fark edemedim o an. Zaten kulaklarım duymuyordu, sadece bir gün her şeyin bir senaryo olduğunu size kabul ettirebilirsem final müziği olabileceğini düşündüğüm şeyi dinliyordum. Bu şarkıyı, Thirteen Senses – Do No Wrong…
Eğer her şeyin bir senaryo olduğuna inandırabilirsem sizi, filmin ilk gösteriminde ayakta alkışlanırken bu şarkı çalsın istiyorum. Ellerimi birbirne kenetleyip çok buruk bir gülümsemeyle selam vereceğim o zaman…
Aslında her şey terk edilmiş bir depoda başlayacaktı, planım oydu… Belki yirmi otuz sene önce, bir cinayetin ardından... Sadece suçluluk duygusu; ama içinde bir yerlerde kendini haklı çıkarmak için elinden geleni yapacaktın... Fark ettim ki her şey kontrolümde değil...
Her şey bir çıkmaz sokakta başladı, aslında çıkışı olmadığından değil… Başta anlattım, cenazenin arasına karışıp oradan çıkıp gidebilirdim. Ben geri dönmeyi tercih ettim.
Şimdi her şey yeniden başlıyor, o sokağın tam da ortasında hikayeye sadece tanıklık etmiş dört duvar arasında… Kendi içindekilerden başka bir şey bilmeyen dört duvar. Otuz sene boyunca tek bildiği yaralanmak, çürükler oluşturmak ve rutubetlenmek olan dört duvarın anlatabilecekleri ne kadar tatmin edecekse bizi o kadar…