15 Ağustos 2010 Pazar

12. Bölümün Devamı - II


“Merak edilecek bir şey yok
Sadece ağlıyorum
Güldüğümde sorulmadı
Şimdi de sorulmasın
Hiçbir zaman mutlu değildim
“Mutsuzum” da diyemem çünkü

O gün yitip giden
O son şarkıyla beni terkeden
Duyguların hepsi şimdi bir avuç kül
Kaybolmuş gökte
Bir avuç kül...
Ya da artık küllerinden doğamayan hayatım
Çünkü her defasında yeniden başlamaktan bıktım...

Bu kez kalmadı zaten gücüm
Merak etmeyin giderim sessizce
Ruhunuz bile duymaz tam o gece
Anı tarih_ biraz geç kalmış mutluluğa_
Aynı yıldızla
Kayıp giderim çünkü bu kadarı çok fazla...

Yok, yok... Geçip gitmez bu defa
Ne çok denediniz değil mi
Diriltmeyi beni
Merak etmeyin, sormayın da
Sadece ağlıyorum
Ve bu yıldızla kayıyorum
Bir dilek tutun...”

***
Sonra arkadaşlarım vardı tabi. Lise tayfası, onlara veda ettim. Benim için bir parti bile dü-zenlediler Ortaköy’de bir gece klübünde, dans ettik, içtik, eğlendik. Kaçışımı kutladık, paçamı kurtarışımı. Üniversite tayfasıyla çıktım bir gece de. Herkese veda etmem, her defteri kapat-mam anlamına geliyordu aslında, gömmem, bitirmem. Buna ihtiyacım vardı.
***
Ve Cuma geldi çattı, bugün gidiyorum. Hikayelerimi bitirdim, vedalarımı, her şeyimi. Bu-rayla annem, Koray, Ajda ve Feray hariç bir bağlantım olmayacaktı, onlar bana hiç acı ver-memiş insanlardı. Hatta belki hayatımda yer almamayı fazlasıyla hakkediyorlardı; ama bencil-lik mi dersiniz artık sesleri kulağımda olsun istiyordum.
Biraz önce telefon çaldı, açıp açmamakta tereddüt ettim. Gideceğimi duyan ve beni yıllardır arayıp sormayan arkadaşlarım sitem edecekti. Sessiz sakin de gidebilirdim, illa her şeyimi bitireceğim, yarım kalan bir şey olmayacak diye düşünmem şart mıydı sanki?
- Efendim?
- Zeynep?
- Evet benim, tanıyamadım yalnız kusura bakmayın.
- Alp ben.
- ...
- Gittiğini duydum, gidiyor musun sahiden? Tamamen gidiyor musun İstan-bul’dan.
- ...
- Lütfen, sesini duyayım.
- Gidiyorum.
- Keşke daha farklı olsaydı, bu kadar hata yapmasaydım.
- Gidiyorum evet.
- Görüşelim mi?
- ...
- Lütfen, son kez. Korkuyor musun benden? İyiyim ben artık, eskisi gibi değilim. Korkma, n’olur.
- Alp, gidiyorum.
- Bugün öğlen yemeğine gidelim. 12.30’da Makarna Café’de.
- Gelmeli miyim?
- Lütfen... Keşke...
- ...
- Görüşürüz o zaman... Belki... Yani gelirsen...
- ...
Kimseyle böyle konuştunuz mu siz daha önce? Yeni bir hayata başlayacaksam, canımı en çok yakan hikayenin sonunu da yazmalıydım, yarım bırakmamalıydım. Sırf bu yüzden deli gibi korkmama rağmen senelerdir gitmediğim o yere gitmeyi kabul ettim.
- Geldiğin için teşekkür ederim.
- Aslında giderek buradaki çoğu şeyi siliyorum, yarım kalsın istemedim o yüzden. Vedalaşıp bitirmek, silmek için geldim.
- Biliyorum, yine de görüşmek istedim.
- Neden?
- Bilmiyorum seni görmek istedim.
- Enkaz değerlendirme çalışması mı?
- Zeynep lütfen, ne kadar kötüyüm görmüyor musun? Ben döndüm mü zannedi-yorsun eski hayatıma, sensiz devam edebildim mi zannediyorsun?
- İki kalbi kırığız, hayatlarımız berbat, enkaz gibiyiz diye yeniden bir araya gelip günahlarımızı mı temizleyeceğiz?
- Hayır, öyle demek istemedim inan.
- Zannettiğin kadar kötü değilim ben. Yalnız gitmiyorum merak etme.
- Demek öyle, adına sevindim. Şu çocuk mu, ismi neydi ....?
- Evet, o.
- Anlıyorum, dediğim gibi sevindim adına.
- Umarım sen de toparlarsın yakında.
- Yeni besteler yapmaya başladım ben.
- Öyle mi çok güzel.
- Ayrılık vakti demek?
- Öğle tatilim bitti, yapmam gerekenler var.
- Hoşçakal o zaman, kendine iyi bak.
- Sen de Alp.
- Zeynep?
- Efendim?
- Özür dilerim...
- … Alp?
- Efendim Zeynep?
- Nasılsın?
- Bilmiyorum…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails